Trump’a uyarı: ABD ve İran kalıcı barışa ne kadar yakın?

ABD merkezli Wall Street Journal gazetesinin Washington kaynaklarına dayandırdığı haberine göre ABD’li üst düzey yetkililer Başkan Donald Trump’a İran ile olan çatışmanın görev süresinin sonuna kadar sürebileceği konusunda uyarıda bulundu. Haberde bu isimler arasında Başkan Yardımcısı JD Vance ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun da yer aldığı belirtildi. Beyaz Saray’da yapılan görüşmede Tahran’ın ABD’nin baskısına direnmeye devam edebileceği üzerinde durulduğu da belirtiliyor.
Ancak Trump’ın açıklaması, kendisine yapılan bu uyarı ile çelişiyor. Trump dapa Çarşamba günü savaşın 3 Kasım’da yapılacak Kongre seçimlerinden sonra sona ermesini beklediğini söylemişti. Trump diplomatik görüşmelerin hâlâ mümkün olduğunu, ancak bunun tercih edilmediğini de sözlerine eklemişti.

ABD Başkanı Donald Trump’ın İran savaşı konusunda uyarıldığı belirtiliyorFotoğraf: Ronaldo Schemidt/AFP
Öte yandan Rusya kaynakları da ABD ve İran arasında görüşmeler olduğunu iddia ediyor. Russia Today (RT) adlı Rus yayın kuruluşunun Tahran’daki bir kaynağa dayandırdığı habere göre Washington arabulucular üzerinden İran’a yeni öneriler iletti, İran yönetimi de kendi şartlarını aynı kanallar aracılığıyla ABD’ye aktardı.
Ancak bu iddia ne ABD ne de İran tarafından resmi olarak doğrulandı.
Peki taraflar arasındaki gerginlik ne zaman son bulablir? Kalıcı bir barış ne kadar mümkün ve Türkiye bu gerginlikte şu anda nerede duruyor?
“İki taraf da zafer olarak sunabileceği bir anlaşma arıyor”
DW Türkçe’nin sorularını yanıtlayan konuşan gdhdijital.com adlı internet sitesinin yazarlarından stratejist Dr. Doğancan Başaran, mevcut koşullarda ABD ile İran arasında kısa sürede kapsamlı bir uzlaşmaya varılmasını zor görüyor.
Başaran’a göre savaşta taraflardan hiçbirinin diğerine karşı ezici bir üstünlük kuramaması, hem Washington’ın hem de Tahran’ın büyük tavizler vermesini zorlaştırıyor.
“İki ülke de kendi halkına zafer olarak sunabileceği bir anlaşma arayışı içerisinde” diyen Başaran, bunun ortak bir zeminin bulunmasını güçleştirdiğini söylüyor.
Almanya merkezli Leipzig Üniversitesi’nden siyasi analist Dr. Reza Talebi de DW Türkçe’ye Tahran ile Washington arasındaki iletişimin en kötü dönemlerde dahi tamamen kesildiğine inanmadığını söylüyor.
Türkiye ve İran üzerine çalışmalar yapan Talebi’ye göre İran’da ABD’nin yeniden askeri güç kullanabileceğine yönelik beklenti ve Devrim Muhafızları ile daha sertlik yanlısı çevrelerin karar alma mekanizmalarındaki artan etkisi, olası bir uzlaşmanın önündeki engeller arasında.
Talebi, “Ben şahsen şu aşamada kalıcı bir barış sürecini olası görmüyorum” diyor.
İslamabad Mutabakatı tartışmanın merkezinde
Tahran, Washington’dan Haziran ayında varılan İslamabad Mutabakatı kapsamındaki taahhütlere uymasını istiyor. Financial Times’ın geçen hafta aktardığına göre ABD, mevcut düzenlemenin ötesine geçen daha kapsamlı bir anlaşma arayışında.
Habere göre Washington, olası yeni anlaşmanın hem İran’ın nükleer programını hem de stratejik öneme sahip Hürmüz Boğazı’nı kapsamasını istiyor.

Doğancan Başaran, tarafların taviz vermesinin zor olduğunu düşünüyorFotoğraf: privat
Talebi’ye göre olası bir anlaşmada deniz ablukası, nükleer müzakerelerin yeniden başlaması, denetimler, yaptırımlar ve İran’ın bölgesel politikaları gibi bir dizi başlık gündeme gelebilir.
Başaran ise İran’ın beklentileri arasında Hürmüz Boğazı’nın statüsünün yanı sıra birincil ve ikincil yaptırımların kaldırılması ve dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılması gibi başlıkların bulunduğunu söylüyor.
Hürmüz Boğazı yeni anlaşmanın en zor başlıklarından biri mi?
Diplomatik trafiğin en hassas başlıklarından birini ise Hürmüz Boğazıoluşturuyor. Tahran ve Maskat, boğazdan geçici ve güvenli bir deniz taşımacılığı güzergâhı oluşturulmasına yönelik ayrı görüşmelerde ilerleme kaydedildiğini açıkladı.
Ancak İranlı yetkililer, üzerinde çalışılan düzenlemenin Hürmüz Boğazı’nın tamamen yeniden açılması anlamına gelmediğini vurguluyor.
Talebi’ye göre Tahran, yabancı askeri güçlerin rolünün sınırlandırıldığı ve İran’ın güvenlik kaygılarının dikkate alındığı yeni bir düzen arayışında.
Ancak Washington’ın stratejik öneme sahip bir boğazda İran’ın belirleyici konumunu güçlendirecek bir formülü kabul edip etmeyeceği belirsiz.
Talebi, “Trump’ın hedefi, Tahran’ı teslim almak için uzun süreli ekonomik baskıyı sürdürmektir, ancak Tahran bu şekilde teslim olmayacaktır” diyor.
Başaran’a göre İran’ın boğaz üzerindeki egemenliğinin Washington tarafından kabul edilmesi, boğazın uluslararası bir su yolu olması nedeniyle ABD açısından kolay kabul edilebilecek bir şart değil.
Dolayısıyla Hürmüz üzerindeki anlaşmazlık yalnızca deniz taşımacılığıyla ilgili teknik bir sorun değil. Aynı zamanda İran ve ABD’nin Körfez’deki güvenlik düzenini nasıl görmek istediğiyle de bağlantılı.
Nükleer dosya da hâlâ masanın merkezinde
Nükleer program, olası bir anlaşmanın temel başlıklarından biri olmaya devam ediyor. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, ABD ve İsrail’in nükleer tesislere yönelik saldırılarının Uluslararası Atom Enerji Ajansı (UAEA) denetimlerini zorlaştırdığını savunuyor.
“Top uzun zamandır ABD’nin sahasında” diyen Bekayi, Washington’ın çözüm istiyorsa askeri saldırıları, yaptırımları ve deniz ablukasını sona erdirmesi gerektiğini söylüyor.
En büyük sorun: Güvensizlik
Talebi ve Başaran’ın ortaklaştığı noktalardan biri, taraflar arasındaki derin güven sorunu. Talebi, karşılıklı güvensizliği anlaşmanın önündeki en büyük engel olarak görüyor.
Talebi’le göre Washington, çatışmadan kendisini kazanan taraf olarak gösterebileceği bir sonuçla çıkmak isterken Tahran böyle bir görüntü vermek istemiyor.

İran bayraklarının taşındığı bir destek gösterisinden görüntüFotoğraf: Vahid Salemi/AP Photo/picture alliance
İran’ın ABD’nin nihai hedefinin yalnızca nükleer ve bölgesel politikalarda değişiklik olduğu konusunda da ciddi kuşkular taşıdığını belirten Talebi’ye göre Tahran’ın temel endişelerinden biri, Washington’ın İran’da rejim değişikliği veya iç çöküş hedefinden tamamen vazgeçmemiş olabileceği düşüncesi.
Başaran da güven sorununu müzakere masasının önündeki temel engel olarak değerlendiriyor.
“İranlılar müzakereler konusunda ABD’ye güvenmiyor” diyen Başaran, son dönemde Devrim Muhafızları’nın İran siyaseti üzerindeki etkisinin artmasının da böyle bir anlaşmayı kabul etmesini zorlaştırdığını ifade ediyor.
Türkiye İran-ABD çatışmasında nerede duruyor?
İran ile ABD arasındaki kriz Türkiye açısından yalnızca komşu bir ülkede yaşanan askeri ve diplomatik gerilim değil. Sürecin Ankara için güvenlik, ekonomi ve dış politika boyutları da bulunuyor.
Başaran, Türkiye’nin savaşın başlangıcından itibaren çatışmaların sona ermesi yönünde aktif bir diplomasi yürüttüğünü söylüyor.
Bir NATO üyesi olarak ABD’nin müttefiki olan Türkiye, aynı zamanda İran’la yüzyıllara dayanan komşuluk ilişkilerine sahip. Başaran’a göre bu konum Ankara’ya arabuluculuk açısından belirli bir hareket alanı sağlıyor.
“Türkiye, müzakere masasının İstanbul ya da Ankara’da kurulması için girişimlerde bulunabilir” diyen Başaran, Ankara’nın aynı zamanda Pakistan ve Umman gibi arabulucuların çabalarını desteklemeye devam edebileceğini belirtiyor.

Reza Talebi, kalıcı bir barış sürecini olası görmüyorFotoğraf: privat
Talebi ise Türkiye açısından krizin ekonomik boyutuna dikkat çekiyor. Talebi, İran’a yönelik mali baskının artmasının Tahran’ın kullandığı bazı finansal kanalların Dubai’den İstanbul’a kaymasına yol açabileceğini ifade ediyor.
Talebi bu ihtimali Türkiye açısından “iki ucu keskin bir kılıç” olarak tanımlıyor. Türkiye’nin İran ile güçlü ekonomik bağları bulunurken Washington da İran’ın yaptırımları aşmak için üçüncü ülkelerdeki finansal ağlardan yararlanmasını engellemeye çalışıyor.
Talebi ayrıca Tahran ile Ankara arasındaki iyi ilişkilere rağmen iki ülke arasında özellikle Irak ve Suriye gibi bölgesel dosyalarda rekabet ve güvensizliğin tamamen ortadan kalkmadığını düşünüyor.
Başaran ise ABD’nin İran’la çalışan aktörler üzerindeki ekonomik baskısını artırabileceğini kabul etmekle birlikte Türkiye’nin doğrudan İran yaptırımlarının hedefi haline gelmesini beklemiyor.
Ekonomik baskı İran’ı anlaşmaya zorlayabilir mi?
Washington’ın askeri baskının yanı sıra İran üzerindeki ekonomik baskıyı artırması da müzakere sürecinin önemli unsurlarından biri.
Başaran, Washington’ın askeri baskının yanı sıra ekonomik izolasyon yoluyla da Tahran’ı taviz vermeye zorladığını düşünüyor.
Talebi ise uzun süreli ekonomik baskının İran’ın hareket alanını daraltabileceğini ancak bunun Tahran’ın ABD’nin taleplerini kabul edeceği anlamına gelmediğini söylüyor.







